Lila sevdiğine kavuşabilecek mi? Kadim yolculuk başlıyor!
- Selahaddin Tekin
- 24 Ara 2025
- 3 dakikada okunur
Lila sevdiğine kavuşabilecek mi? Kadim yolculuk başlıyor!

Celâl Tombak tarafından kaleme alınan "Ah Lila 1" isimli şiir, tasavvufi derinliği modern bir melankoliyle harmanlayan, "imkansız aşk" izleğini ontolojik bir boyuta taşıyan oldukça güçlü bir metindir. Şiir, sadece beşeri bir aşkın çığlığı değil, aynı zamanda kulun Yaratıcıya olan sığınışının ve kaderin süzgecinden geçen bir ruhun portresidir.
Aşağıda, bu şiirin tematik ve yapısal özelliklerini inceleyen bir makale çalışması yer almaktadır.
Celâl Tombak’ın 25 Ocak 2018 tarihli bu eseri, edebiyatımızdaki "ulaşılamayan sevgili" arketipini Lila imgesi üzerinden yeniden kurgular. Şiir, bireyin iç dünyasındaki fırtınaları kozmik ve dini sembollerle dışa vururken, aşkı bir "çile" ve "arınma" süreci olarak ele alır.
Şiirin başlangıcında şair, ruhunu "bulutların koynuna" katarak dünyevi ağırlıklardan kurtulur. Mavi atlaslar, melek kanatları ve seman otağı gibi imgeler, aşkın yeryüzüne ait sığ bir duygu olmadığını, aksine göksel bir kökeni olduğunu vurgular. Şairin "Yalnız sen varsın / Senden başka gidecek kapımız yok" mısraları, beşeri aşkın bir noktada ilahi aşka (aşk-ı hakiki) evrildiğini ve sevgilinin aslında mutlak varlığın bir tecellisi olarak görüldüğünü kanıtlar.
Tombak, şiirinde Doğu-İslam klasiklerine ait önemli kıssalara atıfta bulunarak metnin anlamsal derinliğini artırır:
İsmail ve Bıçak: Sevgiliye kavuşamamak, Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etme anındaki o keskin ve yakıcı imtihanla eş tutulur. Bu, aşkın bir "kurban edilme" hali olduğunu gösterir.
Yusuf ve Zindan: "Kavuşmasa da Yusuf’a..." ifadesiyle, aşkın neticeden ziyade bir "bekleyiş" ve "sadakat" meselesi olduğu vurgulanır.
Nuh’un Tufanı: Yokluğun acısı bir tufana benzetilerek, sevgilisiz bir dünyanın "yeryüzü cehennemi" olduğu ifade edilir.
"Lila" ismi, şiirde hem bir nida hem de ulaşılamayan bir idealdir. Şair, Lila’nın kirpiklerinden gökkuşağına yol çizerken, ona kavuşmanın "kızıl ötesi" yani insan algısının ötesinde bir frekans olduğunu söyler. Lila, şair için bir "harem-i aşk-ı cefa"dır; yani hem kutsal bir sığınak hem de büyük bir azap kaynağıdır.
Şiirin yazım tarzı, her kelimenin bağımsız bir mısra gibi vurgulanmasıyla dikkat çeker. Bu dikey yapı:
Okuyucuyu her kelime üzerinde durmaya zorlar.
Hıçkırık tutmuş, kesik kesik nefes alan bir aşığın ritmini yansıtır.
"Hardan pişenler" ve "Aşkta yananlar" gibi ifadelerle, şairin kendi acısını ortak bir dervişane gelenekle birleştirdiği görülür.
"Ah Lila", Celâl Tombak’ın kaleminde bir teslimiyet manifestosuna dönüşür. Şair için aşk, bir fetihden daha çetin, yedi başlı devle savaşmaktan daha zordur. Ancak tüm bu zorluğa rağmen, "Dönmek yoktu dönmek" diyerek mutlak bir sadakat sergiler. Şiir, "Hükmün kümbetinde Ah Lila sen yazılıydın" dizesiyle sonlanırken, kaderin (hükmün) aşkla mühürlendiğini ilan eder.
Lila sevdiğine kavuşabilecek mi?
Celâl Tombak tarafından kaleme alınan "Ah Lila" isimli şiir, tasavvufi derinliği modern bir melankoliyle harmanlayan, "imkansız aşk" izleğini ontolojik bir boyuta taşıyan oldukça güçlü bir metindir. Şiir, sadece beşeri bir aşkın çığlığı değil, aynı zamanda kulun Yaratıcıya olan sığınışının ve kaderin süzgecinden geçen bir ruhun portresidir.
Aşağıda, bu şiirin tematik ve yapısal özelliklerini inceleyen bir makale çalışması yer almaktadır.
Celâl Tombak’ın 25 Ocak 2018 tarihli bu eseri, edebiyatımızdaki "ulaşılamayan sevgili" arketipini Lila imgesi üzerinden yeniden kurgular. Şiir, bireyin iç dünyasındaki fırtınaları kozmik ve dini sembollerle dışa vururken, aşkı bir "çile" ve "arınma" süreci olarak ele alır.
Gökten Yere Süzülen Ruh
Şiirin başlangıcında şair, ruhunu "bulutların koynuna" katarak dünyevi ağırlıklardan kurtulur. Mavi atlaslar, melek kanatları ve seman otağı gibi imgeler, aşkın yeryüzüne ait sığ bir duygu olmadığını, aksine göksel bir kökeni olduğunu vurgular. Şairin "Yalnız sen varsın / Senden başka gidecek kapımız yok" mısraları, beşeri aşkın bir noktada ilahi aşka (aşk-ı hakiki) evrildiğini ve sevgilinin aslında mutlak varlığın bir tecellisi olarak görüldüğünü kanıtlar.
Çile ve Fedakarlık İzlekleri: İsmail ve Yusuf Göndermeleri
Tombak, şiirinde Doğu-İslam klasiklerine ait önemli kıssalara atıfta bulunarak metnin anlamsal derinliğini artırır:
İsmail ve Bıçak: Sevgiliye kavuşamamak, Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etme anındaki o keskin ve yakıcı imtihanla eş tutulur. Bu, aşkın bir "kurban edilme" hali olduğunu gösterir.
Yusuf ve Zindan: "Kavuşmasa da Yusuf’a..." ifadesiyle, aşkın neticeden ziyade bir "bekleyiş" ve "sadakat" meselesi olduğu vurgulanır.
Nuh’un Tufanı: Yokluğun acısı bir tufana benzetilerek, sevgilisiz bir dünyanın "yeryüzü cehennemi" olduğu ifade edilir.
"Lila" ismi, şiirde hem bir nida hem de ulaşılamayan bir idealdir. Şair, Lila’nın kirpiklerinden gökkuşağına yol çizerken, ona kavuşmanın "kızıl ötesi" yani insan algısının ötesinde bir frekans olduğunu söyler. Lila, şair için bir "harem-i aşk-ı cefa"dır; yani hem kutsal bir sığınak hem de büyük bir azap kaynağıdır.
Şiirin yazım tarzı, her kelimenin bağımsız bir mısra gibi vurgulanmasıyla dikkat çeker. Bu dikey yapı:
Okuyucuyu her kelime üzerinde durmaya zorlar.
Hıçkırık tutmuş, kesik kesik nefes alan bir aşığın ritmini yansıtır.
"Hardan pişenler" ve "Aşkta yananlar" gibi ifadelerle, şairin kendi acısını ortak bir dervişane gelenekle birleştirdiği görülür.
"Ah Lila", Celâl Tombak’ın kaleminde bir teslimiyet manifestosuna dönüşür. Şair için aşk, bir fetihden daha çetin, yedi başlı devle savaşmaktan daha zordur. Ancak tüm bu zorluğa rağmen, "Dönmek yoktu dönmek" diyerek mutlak bir sadakat sergiler. Şiir, "Hükmün kümbetinde Ah Lila sen yazılıydın" dizesiyle sonlanırken, kaderin (hükmün) aşkla mühürlendiğini ilan eder.




Yorumlar